Yargıtay'ın 13 yaşındaki bir kız çocuğunun 'sanıklarla kendi rızasıyla birlikte olduğu' kararı

Bakan Şahin'den Yargıtay'a eleştiri

 

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin, Yargıtay'ın 13 yaşındaki bir kız çocuğunun 'sanıklarla kendi rızasıyla birlikte olduğu' kararının kaygı verici olduğunu söyledi.

01 Kasım 2011 18:59 - 1 Yorum - 1,639 Okunma

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin, ''Yargıtay 14. Ceza Dairesinin 13 yaşındaki bir kız çocuğunun 'sanıklarla kendi rızasıyla birlikte olduğu' doğrultusundaki yerel mahkeme kararını onamasını kabul edilemez ve kaygı verici'' bulduğunu bildirdi.

Şahin, yaptığı yazılı açıklamada, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının erken yaşta ve zorla evliliklerle mücadelesini sürdürürken, Yargıtay 14. Ceza Dairesinin 13 yaşındaki bir kız çocuğunun ''sanıklarla kendi rızasıyla birlikte olduğu'' doğrultusundaki yerel mahkeme kararının onamasını kabul edilemez ve kaygı verici olarak niteledi.

Şahin, davada verilen kararın, TCK'nın ''çocukların cinsel istismarı''nı düzenleyen 103. Maddesine ve suç tarihinde yürürlükte olan 765 sayılı önceki TCK'nın 414. Maddesi ile uyumlu olmadığını ifade etti.

Söz konusu maddenin uygulamasında hiçbir boşluğa mahal vermemek için değişiklik önerisi hazırladıklarına değinen Şahin, şunları kaydetti:

''Bu değişikliğe göre 103. maddenin 1. paragrafının 'a' bendine 'çocuğun rızası olup olmadığına bakılmaksızın' ibaresinin eklenmesi öngörülmektedir.

Yasa 15 yaşını tamamlamamış çocukları fiilin anlam ve sonucunu anlamayacak çocuk kategorisine koymaktadır. Fiilin anlam ve sonucunu anlamayacak kategorideki bir çocuğa karşı işlenen fiilde çocuğun rızası olup olmadığı aranmaz. Çünkü çocuk rızanın da sonuçlarının anlamayacak bir kategoride kabul edilmektedir.

Kadın örgütlerinin de yaptığı açıklamalarda belirtildiği gibi, N.Ç'nin yaşadığı istismar ömür boyu onarılması güç travmalara neden olacak iken mahkemelerin ve yüksek mahkemenin aldığı kararlar kamu vicdanını yaralamıştır. Yargı makamlarının öncelikli görevinin mağduru ve cinsel istismara uğrayanın hakkını korumak olduğunu hatırlatmak isterim.''

Kaynak : http://www.haber7.com/haber/20111101/Bakan-Sahinden-Yargitaya-elestiri.php

 

 

 

Komşunuzdaki N.Ç.

N.Ç. olayı kız çocuğu büyüten ailelerin evine bomba gibi düştü. Bazıları kız çocuklarını baskılamaya başladı, bazıları peşine hafiye takmaya... Bunlar işe yarayacak mı?

09 Kasım 2011 07:32 - 3 Yorum - 9,984 Okunma

 “Türkiye ‘cinsel güven’ açısından daha fazla yaşanılmaz mı olmaya başladı?” diye soran ailelerin “Ortam kötü” diyerek kız çocuklarını din eğitimi almaya yönlendirmelerine ve İmam Hatip Lisesi’ne göndermesine şaşmamak gerekir.

N.Ç. olayı kız çocuğu büyüten ailelerin evine bomba gibi düştü. Bazılarımız kız çocuklarını fazlaca baskılamaya başladı, bazıları peşine hafiye takmaya, bazıları her gün konferans veya nasihatle önlem almaya başladılar. Bu tedbirler işe yarayacak mı?

‘Damla’ gibi kızların “ünlü olma” vaadi ile istismar edilmesi ve fuhuş mafyasının oluşması acı bir gerçek değil mi?

Olayın çarpıcı aşamaları şöyle; 13 yaşında genç kızımızın 2002 yılında bir evde aylar boyunca 26 kişiye sunulması, bu 26 kişinin toplumda saygı değer olarak bilinen çoğu devlet görevlisi kişiler olması, konunun kızın şikâyeti üzerine yargıya yansıması, bilirkişi Psikiyatri Uzmanının N.Ç.’nin eylemin ‘farkında ve ayırdında’ olduğuna karar vermesi, nihayet yıllar sonra Yüksek Yargı’nın “rızası ile birlikte olduğu” kanısı ile sanıklara alt sınırdan ceza vermesi.

Tartışılması gereken konular:

1-13 yaşındaki kız için ‘Kamu vicdanı adına’ karar veren yargının “rıza ile cinselliği yaşama” yorumu,

2-Ailelerin bu olayı doğru ele alabilmeleri konusu,

3-Yeni N.Ç. olayları olmaması için neler yapılması gerektiği konusu.

Hukuki kişilikte ‘temyiz kudreti’ değerlendirilirken ‘hak ehliyeti, fiil ehliyeti ve ceza ehliyeti’ ayrı ayrı değerlendirilmesi gereken kavramlar olup ayrı ayrı incelenir. Temyiz kudreti denildiğinde; bir çocuğun akla uygun davranması, anlamlı ve tutarlı olarak yönlendirme ve sonuçları ele alarak karar verip eyleme geçmesi güç ve yeteneği olarak tanımlanır.

13 yaşındaki genç kızın kötü sonuçlarını bildiği halde kolayca kandırılabilir olması ihtimali çok yüksektir. Genç kızımızın ‘Hak ehliyeti’ olduğu halde menfaatini koruma konusunda ‘fiil ehliyeti’ olmadığı için kendini koruyamaması söz konusudur. Bu sebeple tek bir uzmanın görüşü yerine en az üç psikiyatristten oluşan tercihan çocuk psikiyatrisi olan kuruldan görüş alınmalıdır. Ancak bundan sonra zorla alıkonulma veya rıza ile beraber olma tartışılır.

Kaldı ki bu davada Türkiye’nin de imzaladığı Çocuk Hakları Sözleşmesi’nde belirtilen ‘Zayıf tarafın korunması ilkesi’ni Yüksek Yargıçlarımız göz ardı etmişlerdir.

Kritik iki soru:

1-O kız 18 yaşında olsa aynı şeyi yapar mıydı? Yapmazdı ki yargıya başvurmuştur.

2-13 yaş için ‘Evlenme ve borç edinme’ kararlarını sorgularken ‘rıza’ araştırmayan bir hukuk sistemimiz vardır. 13 yaşındaki bir kişi kendi rızası ile borç edinemez ve evlenemez. Adı geçen konularda hukuki ehliyetinin olmadığı ve velayet gerektiğini öngören Medeni Kanunu ve yorumcuları bu konu da yasaları neden erkek sanıklar lehine yorumlanmıştır?

Yargılama henüz bitmediğine göre bu sorulara cevap bulma ve kaygıları giderme umudunu taşımalıyız.

Konunun sosyal ayağı ise çok daha önemlidir. Türkiye ‘cinsel güven’ açısından daha yaşanılmaz mı olmaya başladı? diye soran ailelerin ‘ortam kötü’ diyerek çocuklarını din eğitimi almaya yönlendirmelerine ve İmam Hatip Lisesi’ne göndermesine şaşmamak gerekir. Bu gün İHL’yi en çok kız öğrencilerimiz tercih ediyorsa bunun sosyopsikolojik nedenlerini bir üniversitemiz araştırsa çok iyi olacak.

Çünkü birçok mahalle ve semtte cinsel şiddet kurbanı genç kız bulmak mümkün hale geldi. Bir taraftan modern yaşam diğer taraftan devletin bu konuda yeterli sosyal desteği vermemesi anne ve babaları haklı olarak endişelendiriyor.

Bu olaydan sonra “Bizim apartmanda böyle mağdur kız çocuklarının varlığından şüpheleniyorum ne yapmam lazım?” diyen kişileri duymaya başladık.

Asıl önemli olan toplumda ‘Değerler hareketi’ başlatarak insanları ve gençleri bilgilendirmek gerekmektedir. Bu amaçla Haydi Tut elimi isimli bir dernek İstanbul Valiliği’nin katkıları ile sosyal sorumluluk çalışmaları yapmaktadır. Yakınmak ve söylenmek yerine düşenlerin elinden tutmak gerekiyor. Çünkü incilerimiz korumasız kalmamalıdır.

‘’Değerli olan korunmayı hak eder!’’

Nevzat Tarhan - Haber 7

ntarhan@gmail.com

http://www.hayditutelimi.org

 


 
Facebook beğen
 
Reklam
 
İLETİŞİM İÇİN
 
Aileyi Koruma Yaşatma Platformu

İLGİLİ SİTELER
 
http://koruyucuaile.org.tr

http://www.hayditutelimi.org/

http://www.bosanmisbabalar.com/

http://www.bosanmisanneler.org.tr/

http://www.as-der.org.tr/

http://www.cocukaile.net/

www.ortakvelayet.com
www.basbakanamektup.com
www.basbakanasikayet.com

facebook boşanmış babalar grubu
destek@ortakvelayet.com

ŞAHİN İLE AKBABA
 
Şahin gökyüzünde uçuyor, av arıyordu.

Akbaba ile karşılaştı ve ona “senin gözlerinin çok keskin olduğunu duydum” dedi. “Çok yükseklerden, yerlerdeki küçük bir serçeyi bile görebiliyormuşsun.”

Akbaba Şahine “evet” dedi. “Hatta daha küçük olanları bile görebilirim.”

Şahin “bunu nasıl yaptığını bana da göster, inanmak zor geliyor” dedi.

Bir müddet Şahinle Akbaba beraberce uçtular ve sonunda Akbaba çok yükseklerden Şahinin çok zor görebildiği bir ağacın dibinde yatmakta olan bir serçe kuşunu gösterdi. Birlikte hedefe doğru alçalmaya başladılar. Hedefe iyice yaklaşıldığı zaman, Akbaba büyük bir hızla ve hırsla kuşun üzerene saldırdı. Kuş gerçekte ölüydü. Akbaba kuşun üzerine çöktüğü anda büyük bir kapan Akbabanın üzerine düştü. Akbaba Şahine şaşkınlık ve çaresizlikle bakarken, Şahin “Bak dostum” dedi.

“Küçük hedefleri görebilmek marifet değildir. Bunların etrafındaki tuzakları görebilmek daha önemlidir. Ben de bu tuzağı görmüştüm”


Mevlana

 
Toplam bu güne kadar 68737 ziyaretçi (101267 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=